Osmanlı'dan Cumhuriyet'e
Rumeli'den Anadolu'ya, 19. yüzyıldan günümüze uzanan çok katmanlı bir aile tarihi. Bulgaristan, Romanya, Trakya ve Anadolu'nun iç bölgelerini birleştiren göç ve yerleşim hikâyesi.
KeşfetGenel Arama
Yer adları, soyadları, tarih aralıkları ve aile kolları arasında tek bir arama kutusuyla gezin. Sonuçlar harita, soy diyagramı, galeri ve metin blokları arasında birlikte listelenir.
Bu diyagram doğrudan alt-üst soy belgesindeki gerçek kişi kayıtlarından üretilmiştir. ORKUN MANAP merkez alınarak anne ve baba tarafındaki atalar, tam akrabalık zincirleri üzerinden birbirine bağlanır; düğümlere tıklayarak doğum yeri, ebeveyn adları, kayıt yeri ve durum bilgisini görebilirsiniz.
Soy belgesinde geçen yer adları ve göç güzergâhları. Modern taban harita ile yaklaşık hizalanmış Osmanlı dönemi katmanı arasında geçiş yapabilir, işaretçilere tıklayarak hem tarihsel notları hem de galeri bağlantılarını görebilirsiniz.
Haritadaki ana durakların güncel veya tarihî görünümlerinden seçilmiş bir galeri. Kartlara tıklayarak daha büyük görünümü, kısa bağlam notunu ve kaynak bilgisini açabilirsiniz.
Soy belgesinde tespit edilen beş farklı coğrafi kolun detaylı analizi. Her bir kol, farklı bir göç ve yerleşim hikâyesi taşımaktadır.
Bulgaristan Kuzeyi
Soy belgesinde "Biliçköy, Lofça" ve "Biliç" ibareleriyle görülen atalar, Bulgaristan'ın kuzeyinde yer alan Loveç (Türkçe eski adıyla Lofça) bölgesiyle ilişkilidir.
Loveç, Osmanlı döneminde önemli bir sancak merkezi olup çevresindeki köylerde yoğun Türk–Müslüman nüfus bulunmaktaydı. 19. yüzyılda özellikle 1877–78 Osmanlı–Rus Savaşı (93 Harbi) sonrasında bölgedeki çok sayıda Müslüman/Türk aile Anadolu'ya göç etmiştir.
Bugün Bulgaristan'daki Loveç'in tarihine bakıldığında, şehrin Osmanlı döneminde Anadolu'dan getirilen Türklerle iskân edildiği, 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında ise Türk ve Pomak nüfusun önemli bir kısmının Türkiye'ye göç ettiği görülmektedir.
Bu koldan gelen aile fertlerinin Pomakça konuşması, kolun Bulgaristan Pomak Türkleri kökenli olduğunu doğrudan desteklemektedir. Pomaklar, Balkanlar'da (özellikle Bulgaristan, Yunanistan ve Kuzey Makedonya'da) yaşayan Müslüman bir Slav topluluğudur. Osmanlı döneminde İslâmlaşmış yerli Balkan halkı olarak kabul edilirler ve kendilerine özgü bir dil olan Pomakçayı konuşurlar.
Lofça ve çevresindeki Pomak nüfus, 93 Harbi (1877–78) ve sonrasındaki göç dalgalarında Anadolu'ya göç etmiş, Türkiye'de Türk–Müslüman toplumun bir parçası olarak yaşamını sürdürmüştür. Pomakça, Bulgarca ile akraba bir Güney Slav dili olup bazı Türkçe ve Arapça ödünç kelimeler barındırır.
Bilecik – İnhisar
Belgede birçok atanın doğum yeri olarak "Harman" ve devamındaki nesillerde "Harmanköy, Bilecik/İnhisar" ibaresi geçmektedir.
Bugünkü Harmanköy, Bilecik ilinin İnhisar ilçesine bağlı bir köy olup, Osmanlı kroniklerinde geçen Harmankaya'nın devamı olarak kabul edilir. Harmankaya, Osmanlı beyliğinin kuruluş sürecinde tekfurluğunu yapan ve sonradan Müslüman olup Osmanlı hizmetine giren Köse Mihal ile ilişkilendirilen bir bölgedir.
Tarihsel olarak Harmanköy ve çevresi, Bizans döneminden beri yerleşim görmüş; Selçuklu ve ardından Osmanlı egemenliğiyle birlikte bölgeye Anadolu içlerinden çeşitli Türkmen/Yörük grupların yerleştirildiği bilinmektedir.
Bu kolun kökeni büyük olasılıkla Anadolu'nun iç bölgelerinden gelen eski Türk–Müslüman yerleşimcilerle bağlantılıdır. Yani bu kol, Rumeli'den muhacir bir kol değil, daha eski bir Anadolu yerleşik kökü taşıyor olabilir.
Balkanlar → Marmara Bölgesi
Soy belgesinde "Zağra" doğum yerli ve daha sonra "Balıkesir / Gönen / Sarıköy Mahallesi" ile "Bandırma / Misakça Mahallesi"ne kayıtlı atalar görülmektedir.
Balıkesir ve özelde Gönen–Sarıköy–Misakça hattı, 19. yüzyılda Balkanlardan gelen Türk muhacirlerin yoğun olarak iskân edildiği bölgelerden biridir. 1877–78 Osmanlı–Rus Savaşı ve 1912–13 Balkan Savaşları sonrasında Rumeli'den gelen on binlerce Müslüman, Balıkesir ve çevresine yerleştirilmiştir.
Akademik çalışmalar, Balıkesir ve Gönen'e 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında Bulgaristan ve diğer Balkan bölgelerinden Türk muhacirlerin getirildiğini, 1950–51 Bulgaristan Türkleri göçü sırasında da bu bölgenin yeniden iskân merkezi olduğunu göstermektedir.
Zağra ibareli atalar, büyük ihtimalle Balkanların iç bölgelerinden (örneğin bugünkü Bulgaristan veya çevresi) göç ettirilmiş veya kendiliğinden göçmüş bir muhacir topluluğunun parçasıdır.
Çamcı – Manap Hattı
Soy belgesinde "Romanya" doğum yerli bazı atalarla, sonrasında Yozgat/Sarıkaya/Bebek Köyü ve daha ileride İstanbul/Küçükçekmece/Yeşilova–Kanarya Mahallesi kayıtları dikkat çekmektedir.
19. yüzyıl ve 20. yüzyıl başında Romanya topraklarında (özellikle Dobruca ve Tuna'ya yakın bölgelerde) önemli bir Türk–Tatar–Müslüman nüfus bulunmaktaydı. Bu toplulukların önemli bir kısmı 1877–78 Osmanlı–Rus Savaşı, Balkan Savaşları ve sonraki dönemlerde Anadolu'ya göç etmiştir.
Romanya / Dobruca → Yozgat / Sarıkaya (iç Anadolu'ya yerleşim) → İstanbul / Küçükçekmece (büyük şehre iç göç)
"Çamcı" ve "Manap" gibi soyadlarının özellikle İç Anadolu ve Rumeli göçmeni topluluklarda rastlanan soyadları arasında olduğu görülmektedir; ancak soyadı kanunu sonrası verildiği için doğrudan daha eski etnik kökeni kanıtlamaz.
Trakya Kolu – Baycan, Köroğlu, Yılmaz
Soy belgesinin önemli bir kısmı Edirne/Uzunköprü/Yağmurca köyü kayıtlı atalar üzerinde yoğunlaşmaktadır. İsimler arasında Baycan, Köroğlu, Yılmaz gibi soyadları yer alır.
Uzunköprü ve çevresi, Osmanlı döneminde Rumeli içlerinden gelen Türk/Müslüman nüfusun yerleştiği, 19. ve 20. yüzyıl boyunca da Balkanlardan göç alıp veren dinamik bir sınır bölgesidir.
Trakya genelinde, 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyılın ilk yarısında Balkan Savaşları, 1913 sonrası sınır düzenlemeleri ve mübadele süreçleri nedeniyle büyük nüfus hareketleri yaşanmıştır. Edirne ve ilçeleri hem Rumeli'den gelen muhacirleri karşılamış hem de zaman zaman göç vermiştir.
Bu kolun kökeni muhtemelen Rumeli içlerinden, örneğin Bulgaristan'ın farklı sancaklarından gelen muhacir Türk topluluklarına dayanmaktadır.
Soy belgesindeki kuşakların doğum–ölüm tarihleri, yaşadıkları coğrafyaların tarihsel bağlamıyla eşleştirilmiştir.
Biliçköy (Lofça), Biliç, Zağra, Harman
Soy belgesindeki en eski isimler 1834, 1853, 1854, 1856, 1858, 1863 doğum tarihleriyle kayıtlıdır. Bu kuşak, Osmanlı İmparatorluğu'nun Tanzimat dönemi (1839 sonrası) ve ardından Islahat Fermanı dönemi (1856 sonrası) içinde yaşamış, imparatorluğun modernleşme ve merkezileşme çabalarına şahit olmuş bir nesildir.
Harman, Zağra, Biliç, Kestanbolu
Bu kuşak, 1877–78 Osmanlı–Rus Savaşı sonrasındaki büyük göç dalgaları, Berlin Antlaşması, Balkanlarda ulus-devletlerin güçlenmesi ve Osmanlı'nın toprak kayıplarıyla şekillenen bir dönemde büyümüştür.
Balıkesir–Gönen–Sarıköy hattına yerleşen Zağra kökenli atalar muhtemelen bu dönemde Balkanlardan Anadolu'ya göç etmiş muhacirlerdir.
Edirne/Uzunköprü/Yağmurca, Kestanbolu, Balıkesir/Gönen
1893–1915 doğum tarihli atalar, Osmanlı'nın son dönemine ve İttihat–Terakki iktidarına denk gelen bir nesildir. Bu kuşak, 1912–13 Balkan Savaşları, I. Dünya Savaşı (1914–18) ve ardından Millî Mücadele (1919–22) gibi arka arkaya gelen büyük savaş ve kriz dönemlerini yaşamıştır.
Trakya'da yaşayanlar için Balkan Savaşları doğrudan işgal, çatışma ve göç tehdidi anlamına gelmiş; bu sırada bazı köyler boşalmış, bazılarına ise yeni muhacir gruplar yerleştirilmiştir.
Balıkesir/Gönen/Misakça, Harmanköy, Trakya
Osmanlı'nın yıkılışı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş döneminde çocukluk veya gençlik geçiren kuşaktır. Lozan Antlaşması (1923) ile şekillenen yeni sınırlar altında Cumhuriyet reformlarının (harf devrimi, eğitim reformu, soyadı kanunu, köy idaresi düzenlemeleri) uygulandığı dönemde Anadolu ve Trakya'da yaşamıştır.
Balıkesir–Gönen–Misakça hattındaki atalar, özellikle mübadele ve muhacir iskân politikaları çerçevesinde Balkan kökenli Türk nüfusun yoğunlaştığı bir ortamda büyümüş; tütün, hayvancılık, ziraat gibi ekonomik faaliyetlerle uğraşmış olabilir.
İstanbul/Küçükçekmece, Yozgat/Sarıkaya, Balıkesir/Gönen, Bilecik/İnhisar
II. Dünya Savaşı yıllarında çocuk olan ya da savaş sonrası doğan, çok partili hayata geçiş, köyden kente göç ve sanayileşme süreçlerini yaşayan kuşaklardır.
İstanbul/Küçükçekmece/Kanarya ve Yeşilova gibi mahallelere kayıtlı olan aile fertleri, büyük olasılıkla bu iç göç dalgalarıyla köylerden veya küçük kasabalardan İstanbul varoşlarına yerleşmiştir.
Soyağacı araştırmasında kullanılan arşiv kaynakları ve 1800 öncesine ulaşmak için izlenmesi gereken yol haritası.
Modern Türkiye Cumhuriyeti'nin nüfus kayıt sistemi olan MERNİS, köklerini 1902 yılında yürürlüğe giren Sicil-i Nüfus Nizamnamesi ve bu çerçevede 1904 yılında gerçekleştirilen ilk genel nüfus yazımından almaktadır. Bu sayım, sadece erkekleri değil, kadınları da içeren ve hane bazlı aile bağlarını netleştiren en kapsamlı veridir.
E-Devlet üzerinde görülen silsilenin 1800'lerin ortasında durması, sistemin 1904 yılında hayatta olan kişileri esas almasından kaynaklanır. Örneğin, 1904 yılında 70 yaşında olan bir dede, sisteme 1834 doğumlu olarak kaydedilmiştir ve bu da araştırmacının dijital olarak görebileceği en uzak noktadır.
| Kayıt Türü | Tarih Aralığı | İçerik ve Amaç | Arşiv Merkezi |
|---|---|---|---|
| Tahrir Defterleri | 15. – 17. Yüzyıl | Vergi mükellefleri, hane reisleri, vakıf ve mülk bilgileri | Osmanlı Arşivi (BOA) |
| Avârız Defterleri | 17. – 18. Yüzyıl | Olağanüstü durum vergisi kayıtları, hane sayıları | Osmanlı Arşivi (BOA) |
| Nüfus Defterleri | 1831 – 1880 | Erkek nüfus, fiziksel özellikler, askerlik durumu | Osmanlı Arşivi (BOA) |
| Vukuat Defterleri | 1881 – 1904 | Doğum, ölüm, evlenme, boşanma ve göç kayıtları | Nüfus ve Vatandaşlık İşleri |
| Tasfiye Talepnameleri | 1923 – 1924 | Mübadillerin bıraktıkları mülkler ve kimlik bilgileri | Cumhuriyet Arşivi (BCA) |
Osmanlı Arşivi'nde (BOA) bulunan "NFS.d" fonundaki defterler taranmalıdır. Burada aile büyüğünün lakabı ve baba adı üzerinden hane numarası tespit edilir.
Hane reislerinin mal varlığı ve gelirlerini gösteren bu defterler, ailenin ekonomik durumunu ve sülale adını netleştirir.
Osmanlı tapu sistemi 1850'lerde kurumsallaşsa da, daha eski tahrir defterleri (15–17. yy) üzerinden bölgedeki sülale varlığına dair genel bir çıkarım yapılabilir.
Yerel mahkeme kayıtlarıdır. Miras paylaşımları (tereke kayıtları), babadan oğula geçen mülklerin ve borçların dökümünü vererek silsileyi sağlamlaştırır.
Özellikle köklü aileler için vakıf arşivleri ve eski mezarlıklar, resmî kayıtların yetmediği yerlerde fiziksel kanıtlar sunar.
Mübadiller Türkiye'ye geldiklerinde, Yunanistan'da bıraktıkları mülklerin bedelini alabilmek için Karma Komisyonlara başvurmuş ve "Tasfiye Talepnamesi" doldurmuşlardır. Bu belgeler, soyağacını e-Devlet'ten daha geriye götürmek için en önemli birincil kaynaktır.
| Belge Bileşeni | Araştırmacıya Sunduğu Bilgi |
|---|---|
| Mübadilin İfadesi | Geldiği köy, mahalle ve hane numarası |
| Şahit İsimleri | Akrabalık veya komşuluk bağları, aynı köyden gelenler |
| Mülk Detayları | Ailenin Yunanistan'daki ekonomik durumu (tütün tarlası, mağaza vb.) |
| Tasfiye Sayısı / Fon Kodu | Devlet Arşivleri'nde asıl belgeye ulaşma anahtarı |
Osmanlı'dan Cumhuriyet'e uzanan süreçte Balkanlardaki iskân politikaları, savaşlar ve göç dalgaları.
Osmanlı Devleti, Rumeli'yi fethettikten sonra bu toprakların Türkleştirilmesi ve güvenliğinin sağlanması için Anadolu'dan, özellikle de Karaman ve Konya yöresinden büyük Türkmen gruplarını iskân etmiştir. Bu topluluklara tarihsel süreçte "Evlâd-ı Fâtihân" (Fatihlerin Çocukları) adı verilmiştir.
Evlâd-ı Fâtihân teşkilatı, XVII. yüzyıl sonundan itibaren Rumeli'deki yörük gruplarına verilen bir unvandır. Bu kişiler, Karaman ve Konya yöresindeki aşiretler arasında yaşanan kan davalarını bitirmek veya fethedilen bölgelerde demografik üstünlük sağlamak amacıyla Balkanlara dağınık bir şekilde yerleştirilmişlerdir.
Özellikle Yunanistan'ın Tesalya ve Makedonya bölgelerine yerleşen, isimlerini geldikleri yer olan Konya'dan alan Türkmen gruplarıdır.
Evlâd-ı Fâtihân mensupları, bazı vergilerden muaf tutulmuş ve sefer zamanı orduya lojistik destek sağlamakla görevlendirilmişlerdir. 1845 yılında bu askerî imtiyazların kaldırılması, ailelerin sosyal statüsünde bir değişim yaratarak onları tamamen sivil tarım toplumuna dönüştürmüştür.
Pomaklar, Balkanlar'da (özellikle Bulgaristan, Yunanistan ve Kuzey Makedonya'da) yaşayan Müslüman bir Güney Slav topluluğudur. Osmanlı döneminde İslâmlaşmış yerli Balkan halkı olarak kabul edilirler. Kendilerine özgü bir dil olan Pomakça, Bulgarca ile akraba bir Güney Slav dili olup Türkçe ve Arapça ödünç kelimeler barındırır.
Pomakların İslâmlaşma süreci, Osmanlı fethinden (14.–15. yüzyıl) itibaren başlamış ve yüzyıllar boyunca devam etmiştir. Rodop Dağları ve çevresi, Pomak nüfusun en yoğun olduğu bölgedir. Lofça/Loveç çevresi de tarihsel olarak önemli bir Pomak yerleşim alanıdır.
93 Harbi (1877–78) sonrasında büyük bir Pomak göçü yaşanmıştır. Balkan Savaşları (1912–13) ve sonraki dönemlerde de göçler devam etmiştir. Türkiye'ye göç eden Pomaklar, özellikle Trakya, Marmara ve İç Anadolu bölgelerine yerleştirilmiştir.
Pomakça, yazılı bir geleneğe sahip olmayan, sözlü olarak nesilden nesile aktarılan bir dildir. Bulgarca ve Makedonca ile akraba olmakla birlikte, yüzyıllarca Türk kültürü etkisinde kaldığından önemli ölçüde Türkçe kelime hazinesine sahiptir. Ailenin anne tarafında Pomakça konuşulması, bu dilin yaşayan bir miras olarak sürdüğünü göstermektedir.
Manastır, 19. yüzyıl Osmanlı Balkanları'nın en kritik şehirlerinden biridir. 1835'ten itibaren Rumeli vilayetinin merkezi olan şehir, aynı zamanda Osmanlı 3. Ordusu'nun karargâhına ev sahipliği yapmıştır.
| Lokasyon | Tarihsel Önemi | Soyağacı İçin Önemi |
|---|---|---|
| Manastır Askerî İdadisi | Atatürk'ün de okuduğu elit askerî okul | Ailede subay/memur varsa kaydı buradadır |
| Şirok Sokak | Ticaretin ve konsoloslukların merkezi | Şehirli/tüccar ailelerin ikametgâhı |
| İshak Çelebi Camii | Şehrin en büyük vakıf eseri | Vakıf kayıtları üzerinden sülale takibi yapılabilir |
| Demirhisar / Filorina | Manastır'a bağlı kaza ve nahiyeler | Köy kökenli ailelerin asıl kayıt merkezleri |
Rumeli'nin Osmanlı elinden çıkışı, yüz binlerce Müslüman–Türk nüfusun katliam tehdidi altında Anadolu'ya akın etmesine neden olmuştur.
Selanik Limanı göçün ana çıkış kapısıdır. Muhacirler, çoğu zaman hayvanlarıyla birlikte vapur ambarlarında, kötü sağlık koşullarında yolculuk yapmışlardır. Hilâl-i Ahmer (Kızılay) Cemiyeti, bu vapurlarda çocuklara çorba vererek hayat mücadelesine destek olmaya çalışmıştır.
Balkan göçlerinin son ve en düzenli halkası, 1923 yılında imzalanan Türk–Yunan Nüfus Mübadelesi'dir. Bu sözleşme ile Yunanistan'daki Müslümanlar ile Türkiye'deki Rum Ortodokslar zorunlu olarak yer değiştirmişlerdir.
Balkanlardan gelen muhacirlerin ve mübadillerin önemli bir kısmı Tekirdağ, Hayrabolu ve çevresine yerleştirilmiştir. Tekirdağ, 1920'lerdeki Yunan işgalinden kurtulduktan sonra büyük bir nüfus boşluğu yaşamış ve bu boşluk Rumeli göçmenleriyle doldurulmuştur.
18–19 Ağustos 1917'de çıkan ve şehrin %32'sini kül eden yangın, Müslüman mahallelerinin büyük kısmını ortadan kaldırmış, bu durum sadece binaların değil, ailenin geçmişine dair tapu ve nüfus evraklarının da kaybına yol açmıştır. Bu yangın, soyağacı araştırmalarında "daha geriye gidememe" sorununun önemli nedenlerinden biridir.
Soy belgesindeki isimler ve 1934 sonrasında alınan soyadları, ailenin kimliğine dair kodlar barındırır.
Soy belgesindeki isimlere bakıldığında (Mustafa, Hasan, Hüseyin, Mehmet, Ali, Ayşe, Fatma, Rabia, Emine, Zehra, Hamide, Fehime vb.) klasik Osmanlı–Türk Müslüman isim geleneğinin sürdüğü görülmektedir.
Bu durum, hem Rumeli'deki hem de Anadolu'daki kolların kültürel olarak Sünnî–Türk Müslüman ana akım içerisinde yer aldığını düşündürür; ancak mezhep veya daha ince etnik alt ayrımlar (Pomak, yerli Bulgar Müslüman, Tatar, Çerkez, Yörük vb.) bu belgeden kesin olarak çıkarılamaz.
1934 Soyadı Kanunu çıkana kadar, halk arasında sülale isimleri ("…oğulları", "…giller") kullanılmaktaydı ancak bu isimler resmî kayıtlarda "bin" (oğlu) ibaresiyle yer alıyordu.
Soyadı seçimi sırasında aileler ya eski sülale lakaplarını korumuşlar ya da mesleklerine, fiziksel özelliklerine göre yeni isimler almışlardır.
| Eski Lakap / Durum | Seçilen Soyadı | Anlamı ve Nedeni |
|---|---|---|
| Kapucuoğlu | Kapucu | Saray veya kale kapıcısı (geleneksel unvan) |
| Mazlumoğlu | Onat | Ahlaklı, düzgün kişilik özelliği |
| Rüşenoğlu | Parlakçı | Rüşen kelimesinin (Farsça: aydın) Türkçeleştirilmesi |
| Kethüdaoğlu | Bakıcı | Kahya veya yönetici yardımcısı mesleği |
| Sancaktaroğlu | Bayraktar | Askerî görev (bayrak taşıyan) |
| Meriç / Tunca | Tunca | Balkanlardaki nehirlerin anısını yaşatma |
Kartal, Manap, Çamcı, Sola, Kara, Alan, Baycan, Köroğlu, Aldemir gibi soyadları, genellikle ya meslek/özellik (Kara, Çamcı vb.) ya da aile lakabı üzerinden verilmiş adlardır ve doğrudan daha eski etnik kökeni göstermez. Bununla birlikte bu soyadlarının bir kısmının özellikle Rumeli muhacirleri ve İç Anadolu köylerinde sık rastlanan tipte olduğu, dolayısıyla göçmen geçmişiyle uyumlu bir profil sunduğu söylenebilir.
Çağatay Türkçesi: "Asâletzâde, asâlet, beyzâdelik" — soylu kişi demektir.
Kırgız Türkçesi: "Feodal kabile üst tabakasının temsilcisi, kabile lideri" anlamına gelir.
Kazak Türkçesi: "Ağa, bey" karşılığında kullanılır.
Yakut (Saha) Türkçesi: "Manag" biçiminde "koruyucu, güdücü, bakıcı" anlamını taşır.
Manap, 17. yüzyıldan itibaren Kırgız toplumunda kabile başlarına verilen resmî bir unvandır. Manaplar vergi toplar, göç yerlerini belirler, anlaşmazlıkları çözer ve bölgeyi yönetirdi.
1870'lerden itibaren manaplar, efsanevî figür Tagay-biy'in soyundan gelenler olarak tanınmış ve "ak söyök" (aristokrat) statüsünde kabul edilmişlerdir. Bu statü, Kazaklardaki sultan unvanına denk tutulmuştur.
Eski Türkçede "v" sesi bulunmadığından, "Manap" sözcüğündeki "p" sesi zamanla yumuşayarak "Manav" biçimini almıştır. Bu nedenle Anadolu'daki "Manav" kavramı ile Orta Asya'daki "Manap" unvanı etimolojik olarak aynı köke dayanır.
Manav Türkleri, özellikle Sakarya, Bilecik, Balıkesir, Bursa bölgesinde yoğundur — ailenin Bilecik/Harmanköy ve Balıkesir/Gönen kollarıyla doğrudan coğrafi örtüşme söz konusudur.
1934'te tüm vatandaşlar soyadı almak zorunda kaldığında, Rumeli göçmeni topluluklar arasında Türklük ve asâlet vurgulayan soyadları tercih edilmiştir.
"Manap" soyadının, Türk dillerindeki "soylu, bey, lider" anlamını vurgulayarak bilinçli olarak seçilmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Alternatif olarak, ailenin Orta Asya kökenlerine dayanan bu unvanı zaten lakap olarak taşıyor ve kanun çıkınca resmîleştirmiş olması da mümkündür.
Lofça / Biliç Kolu (Pomak): Bulgaristan'daki Loveç/Lofça çevresindeki Biliç/Biliçköy'den Anadolu'ya göç etmiş Pomak kökenli bir kol. Ailenin anne tarafında Pomakça konuşulması bu kökeni doğrulamaktadır.
Harmanköy Kolu: Bilecik/İnhisar/Harmanköy hattında, Osmanlı beyliğinin kuruluş bölgesine yakın, muhtemelen daha eski bir Anadolu Türk yerleşimine uzanıyor.
Zağra / Gönen Kolu: Balkan Savaşları ve 93 Harbi sonrası gelen Rumeli muhacir dalgalarıyla uyumlu bir muhacir Türk kolunu temsil ediyor.
Romanya / Manap Kolu: Tuna boyu / Romanya Türk–Müslüman nüfusu ile ilişkili, sonra Anadolu içlerine ve oradan metropole yönelmiş bir göç yolunu gösteriyor.
Edirne / Trakya Kolu: Trakya'nın klasik Rumeli Türk köylerinden birini ve o bölgedeki yoğun göç–iskân hareketlerini yansıtıyor.
Soyunuz, tek bir "bölgeden" değil; Rumeli (Bulgaristan ve muhtemelen Romanya), Trakya ve Anadolu'nun iç bölgelerini birleştiren, 19. ve 20. yüzyılın büyük göç ve savaş dalgalarından doğrudan etkilenmiş çok katmanlı bir Osmanlı–Cumhuriyet dönemi Türk ailesi profili çizmektedir.
Ataların Anadolu'dan (Konya/Karaman) Balkanlara gidişi, orada yüzyıllarca "Evlâd-ı Fâtihân" olarak toprak ve sınır nöbeti tutuşu ve 20. yüzyılın başında tekrar "Ana Vatana" dönüşü, Türk milletinin kolektif hafızasının bir parçasıdır.
Her iki araştırma belgesinden derlenmiş kaynaklar.